SON HABERLER
 
 
kod: 286949
نظرات: 140383 بازدید
Tarih: 13 Subat 2018 Salı
Muntazar Musavi
Siz Niçin “İrancı” Değilsiniz?
Batıl karakteri gereği karşıtlarını kendine benzetmek ve kendi gibi yapmak ister. Bunu başaramazsa karşıtlarının üzerinde sulta kurmak, onları tasallut ve tahakküm altında tutmak ister. Eğer bunu da başaramazsa üçüncü yol olarak karşıtlarıyla ortaklık kurmak bu yolla onları etkisizleştirmek peşine düşer. Bu yol da işe yaramazsa dördüncü olarak “karşıt” gördüğü “halk, hareket, ideoloji, anlayış..” her ne ise onun etki ve etkinliğinin başka coğrafya ve toplumlara ulaşmaması için korkunç bir algı operasyonu başlatır.
0 0 View 1 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   İmam Humeyni önderliğinde 11 Şubat 1979 yılında İran’da gerçekleşen “İslam Devrimi” modern zamanlarda emperyalizm ve siyonizme indirilmiş en güçlü darbe idi. Zira Amerika ve İsrail’in kendi evlerinden bile öte belledikleri bir devlet, tüm benliklerini Amerika (n emperyalizmi)  ve İsrail (siyonizmi)  ile mücadeleye atamış bir hareketin eline geçmiş olmasının etkisi onlar açısından kelimelerle tarif edilecek cinsten değildi.

   Amerika ve İsrail öncülüğündeki şer cephesi bir yandan içeriden Komünist bir hareket olan “Tudeh”, münafıklar hareketi olan “Halkın Mücahitleri” gibi tetikçilerini harekete geçiriyorken diğer yandan da bölgesel uşakları olan Saddam eliyle fiili bir savaş başlattılar.

   Küresel sulta düzeni sahipleri kısa bir müddet sonra bu türden planlarının işe yaramayacağını öngördüler ve “İslam Devrimi”nin diğer millet, toplum ve ülkeleri etkilememesi için onu belli bir coğrafya ve topluluğa hapsetmek için tarihin en büyük algı operasyonuna yöneldiler.

Devrimin kendisini ve önderini ayrı ayrı hedef alan iki farklı cephe açtılar.

   İmam Humeyni’nin sözleri, görüşleri ve eserleri üzerinde sayısız tahrifat ve iftira o gün bugündür havada uçuşmakta.  Ancak bu şer cephe “İmam Humeyni” konusundaki esas hinliğini diğer hedef coğrafyalarda “fiziksel ve kıyafet olarak ruhani görünümlü” ancak yaşantı, fikir, davranış, ahlak, duruş, ilim ve irfan açısından ipe sapa gelmez her ne kadar “hacı, hoca, şeyh benzeri” kişi varsa “Humeynici” olarak adlandırıp ismi ve fikri sulandırdı.

   Araştırma ve analitik düşünceden büyük oranda yoksun, bilgilenme ve kanaat oluşturma kaynakları medya ve cemaatler olan İslam toplumları kendi coğrafyalarında “Humeynici” olarak tanımlanan tiplere bakıp “İmam Humeyni”nin de benzer bir şahsiyet olduğu algısına ulaşıyorlardı. Daha doğrusu ulaştırılıyorlardı.

   İmam Humeyni ismi anıldığında gözler önünde; “Emperyalizm” denilen canavarın başına darbe vuran, Amerika’nın bölgedeki habis ellerini kesen, modern zamanların tüm putlarını kıran, kendini vahdete vakfetmiş, mezhepçilik ve kavmiyetçiliği ayakları altına almış; “İslam İran için değil İran İslam içindir.” ve “Şiiler ile Sünniler arasında ihtilaf çıkaranlar ne Şii'dir; ne de Sünni. Savaşmak mı, kavga etmek mi istiyorsunuz? O halde hem Şiilere hem de Sünnilere diyorum ki, gidin çağımızın Şeytanı Amerika'ya karşı savaşın!” sözleri ile mantık ve mantalitesini ortaya koymuş “bilge bir devrimci” canlanması gerekiyordu. 

   Ancak  üzülerek ve esefle itiraf etmeliyiz ki, küresel sulta sahipleri ilim, irfan ve ahlaktan yoksun küresel emperyalizm ve siyonizmin uşağı olmuş ancak kendilerine bir tür “statü, imkan ve etkinlik” lütfedilmiş tipler üzerinden İslam coğrafyasında gerçeği ile uzaktan yakından alakası olmayan bir algı “İmam Humeyni” tiplemesi ürettiler. 

Devrimin kendisine dönük olarak ta yüzyılların musibeti olan iki argümanı harekete geçirdiler: “Mezhepçilik ve kavmiyetçilik”! 

   Küresel sulta düzeni, “İslam Devrimi”ni gerçekleştiren halkın kahir ekseriyetinin “Ehl-i Şia” olması üzerinden “mezhepçilik”, devrimin gerçekleştiği İran coğrafyasını üzerinden “kavmiyetçilik” virüslerini harekete geçirdi. Bu durumu özellikle İslam dünyasının “Ehl-i Sünnet” toplumları için nükleerden daha etkin bir silaha dönüştürdü. 

   Coğrafyada hüküm süren “cehalet ve taassup”un üzerine “mezhepçilik ile kavmiyetçilik”i bindiren kirli eller “İslam Devrimi” yerine “İran Devrimi” ve “İnkılapçı” yerine “İrancı” tabirlerini üretti. 

   Zamanla “İrancı” tabirine daha bir “millilik ve ulusalcılık” eklediler. Ve son kerte de toplumsal zihinler de “İrancı / İrancılık” terimini: “kendi ülkesinin kendi toplumunun değer, kültür ve menfaatlerine sırt dönüp başka bir ülkenin milli kültür, değer ve menfaatlerini savunan kişi olarak tanımlayacak (ya da itham edilecek)” bir algıya ulaştırdılar.

   Oysaki akıl sahipleri açısından Hz. Muhammed (s.a.a)’in getirdiği ilke ve değerlere iman edip onların taraftarı olmak “Arapçılık” ve yine Hz. Muhammed (s.a.a)’in devrimine gönül vererek bu devrimin yolu üzere yürüyen biri “Arapçı” değilse küresel sulta düzenine karşı “İslam Devrimi”nin ilke ve felsefesini benimseyip emperyalizm ve siyonizme karşı onunla birlikte mücadele vermek “İrancılık” olarak tanımlanamaz. Bunun adı “İnkılapçılık / Devrimcilik”tir, “İnkılapçı / Devrimci İslam”dır.  “İnkılapçı Müslümanlar” küresel sulta düzenine karşı olarak, emperyalizm ve siyonizmi yok edip yeryüzündeki tüm mazlum ve mustazafların birlik ve beraberliğine dayanan “adalet” temelli bir dünya kurma ümit ve çabası içerisindedirler. Evrensel adalete inanırlar. Dini, dili, meşrebi ve mezhebi ne olursa olsun ilkesel olarak mazlumdan yana ve dini, dili, meşrebi ve mezhebi ne olursa olsun ilkesel olarak zalime karşı dururlar. Anti-emperyalizm ve anti-siyonizm onların kimlik ve kişiliklerinin birer parçasıdır. Onların “İrancılık”tan anladıkları budur. 

   Yoksa “İnkılapçı” olma çizgisine varabilmek için “kavmiyetçilik, mezhepçilik, ulusçuluk, yerellik ve benlik” zindanlarını aşmak zorunda kalmış kişilerin bunca çabadan sonra başka bir devletin “millilik ve diğer kendisine has yerel değerlerinin savunucusu” olduğunu düşünmek ya meseleyi anlayamayacak kadar bilgi ve bilinç eksikliğine ya da büyük bir garaz, kin, haset ve düşmanlığa işaret eder. “İslam Devrimi” binlerce yıldır sulta sistemlerinin hükümranlığı altında yaşayan sadece Müslümanlar değil aynı zamanda ırk, etnisite, din ve mezhep fark etmeksizin modern insanın tamamı için de bir ışıktır. Bir çıkış yoludur. Bir çıkış yolu işaretidir. 

   Onu boğma, kuşatma, sindirme ve etkisizleştirme seçenekleri boşa çıkmış olan küresel sulta sistemi şimdi onun etkinliğini dindirme ve sınırlama için korkunç çapta bir algı savaşı yürütmekte.

   İnsan zihni “imge ve simge”ler üzerinden algı ve bilgi ürettiğinden küresel sulta sistemi de bu savaşı “imge, simge ve terimler” üzerinden sürdürmekte. “İrancılık” terimi küresel sulta sisteminin kendi “istikbar sistemlerinin yegane alternatifi olan “İslam Devrimi”nin anti-emperyalist, anti-siyonist, özgürlük, adalet ve eşitliğe dayalı felsefesi ve etkinliğini gölgeleyip onu belli bir coğrafya, etnisite ve mezhebe sınırlamak için ürettiği bir kavramdır.

Doğru bilgiye ulaşmak için elzem olan ön şart “doğru soru”yu sorabilmektir.

   Mademki “İrancılık”ın gerçekteki mana ve karşılığı karşıt ve muarızların dedikleri gibi “başka bir milli devletin yörüngesine girip onun yerel ve bölgesel çıkarlarına alet olma” değil bilakis kendi milli kültür, değer ve ilkeleri ve yine kendi mezhep ve meşrebi içerisinde kalarak “İslam Devrimi” ilke ve değerleri ile küresel sulta sistemine karşı “adalet ve hürriyet” mücadelesi vermektir.  Anti-emperyalist olmaktır. Anti-siyonist olmaktır. Gasıp Siyonist rejimin varlığı ve meşruiyetini kabul etmemektir. “Filistin ve Kudüs Davası”nı insanlık cephesinin ana davası olarak görmektir. Vahdetten yana olmak, her şart ve mekanda ümmetin menfaatini öncelemektir. Mazlumdan yana durmak, zalime karşı direnmektir. “Kavmiyetçilik ve mezhepçilik”ten beri olmaktır. Cehalet ve taassupla savaşmaktır. Tekfirciliğin zulmü ve tetikçiliğine karşı ümmeti savunmaktır. Vahyin ışığı ile akıl ve bilimi buluşturmaktır. Evrenselliktir. “Milliyetçilik ve faşizm”i batıl bilmek, evrensel ilke ve değerleri kuşanmaktır. Kapitalizm ve Liberalizm gibi sömürgeci ekonomik düzenlere karşı mustazafları savunma, yerli üretim ve adil bölüşüm temelli “Direniş Ekonomisi”ne omuz vermektir…

 O zaman doğru cevaba ulaşabilmek için can alıcı soruyu soralım: Siz niçin “İrancı” değilsiniz?

Muntazar Musavi

TR.JAMNEWS

YORUMLAR
Serkan Aydın:

Malesef ,Coğrafyada hüküm süren “cehalet ve taassup”un üzerine “mezhepçilik ile kavmiyetçilik”i bindiren kirli eller “İslam Devrimi” yerine “İran Devrimi” ve “İnkılapçı” yerine “İrancı” tabirlerini üretti.

رد

1

0

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
"Jam News" için tüm hakları saklıdır