SON HABERLER
 
 
kod: 286902
نظرات: 106 بازدید
Tarih: 10 Subat 2018 Cumartesi
Veysi Dündar
68’den Tam Yarım Asır Sonra
68 hareketleri üniversitelerde şimdiki genel söylem olan “gez, toz, eğlen” yerine “baş kaldır, yık ve daha güzel bir dünya kur” hayaline dayanan evrensel bir eylemdi.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Abd, Tokyo, Mexico City, Londra, Madrid, Varşova, Belgrad, Pekin, Prag, İstanbul ve elbette 68’in başkenti Paris’te sayısız ayaklanmalarla bir kuşağı peşinden sürükledi. İşin garibi bütün bu insanlar; hayallerinden milyonlarca ışık yılı uzaktalar…

Büyük Sağ’ın gizli iktidarının başladığı kuşaktır. Hümanisttir, yurtseverdir, şamatacıdır ama karşılarındaki anti-komünist sağ bloğun gün geçtikçe artan hegemonyasına karşı mücadele etmek yerine yıllar geçtikçe liberalleşmiştir 68 kuşağı.

68 kuşağı İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve hemen sonrasında doğmuştur. Ebeveynleri 1920-30’larda doğduğu için Great Depression’u yaşamış insanlardır. Dolayısı ile sürekli tasarruf etmeye alışmışlardır, tutumludurlar. Bu karakterlerine de yansır. Great Depression ebeveynleri otoriterdir, dolayısı ile çocuklarının otorite karşıtı olmaları doğal bir durumdur.

68 yılında gerçekleşen kırılma noktalarından bazıları; Che Latin Amerika’da dağlara çıkıyor.
Abd’de Vietnam Savaşına büyük tepki var. Çin’de kültür devriminin gerçekleştirilmeye çalışıldığı yıllar.

Bizde “Yankee go home” diye taşlandı Amerika’nın 6. Filosu. Amerika’daki 68 kuşağı ise, Grace Slick tarafından şu sözlerle çarpıcı biçimde tanımlanır: “One generation got old. One generation got soul. This generation got no destination to hold” (Kabaca: Bir nesil yaşlandı. Bir nesil maneviyata sarıldı. Bu neslin ise tutunacağı bir dal yok).

68’in 50. yılı televizyon ekranlarında, gazetelerde tartışılacaktır. Ekranlarda çok kadın bulamayacağız. Hatta o kuşağın insanları bile “ne oldu bizim kadın arkadaşlara,  yoldaşlara?” demeyecektir.

68’li yıllarda genç olan herkesin kendini 68 kuşağı diye nitelemesi çok yaygın bir durumdur. 68 kuşağına atfedilen değerler ve onların ülkenin rotasını belirlemedeki katkıları her ne kadar yadsınamayacak olsa da, bu kuşak o donemin üniversite gençliği içindeki belli bir kesimdir.

Söyledikleri her cümle yüze kütle halinde çarpan yoğun bilgili, derya gibi insanlardı. Her konuya hakim olan, sosyalizmi anlatırken biyolojiye ordan filolojiye dalabilen; karşılarında fikir belirtmesi zor; ünlü, değerli insanlar.

Hayal kırıklıklarını falan hala yanlarında taşırlar. Benim tanıdıklarım ayaklı ansiklopedi ve dahası insan formatında google gibidirler. ‘Bizim isyan şansımız vardı, siz faşizmin ortasına doğdunuz, sindirilmeye çalışıldınız’ diyebilenlerdir.

Bir gazetenin yazarı tarafından Neo-Nazi olarak adlandırılmış insanlar topluluğu. Sevgi kelebeği çiçek çocuklarla post-modern solcuların bu güzel ilişkisi tatlı bir tebessüm yayıyor dudaklarıma, o da ayrı bir konu.

“Bu 68 kuşağı bir bakıma talihsiz bir kuşak!” diyen Attila İlhan ne kadar doğru söylemiş.

Tarihin ne garip bir tecellisidir ki, -belki de “istihzâsı” demeliyim- “Darbe Peşinde Koşan Bir Nesil: 68 Kuşağı” Mümtaz’er Türköne’nin 2008 yılında çıkan kitabının adı. Tarihin garip cilvesi. 15 Temmuz darbe girişiminden dolayı Türköne şu an hapiste…

Bundan yarım asır önce askere ve polise kurşun yağdıran, orduyu faşistlikle, hükümetleri emperyalizm uşaklığı ile, Atatürk’ü gardrop devrimcisi olmakla niteleyen bu kuşağın; yaşlı mensuplarından bazıları şimdilerde militarizme övgü derecesinde ordu hayranı, darbeciliği alkışlayacak kertede demokrasi aleyhtarı bir tavır içinde görünüyorlar.

İnsanları okumaya, bilgilenmeye, sadece ideolojik/politik olana değil; şiire, romana, müziğe, resme, tiyatroya, sanata yönlendirmeyi nasıl  başardılar? Bu sorular, cevabının bulunması gereken kıymettedir, hele de şu içinde bulunduğumuz küresel  konjonktürde.

68 kuşağı denince ilk akla gelen Deniz Gezmiş ve arkadaşları “anarşişt” damgası yerken o günün şartları içerisinde bu arkadaşların fikirlerini, düşüncelerini dinlediğinizde vatana millete bir ihanet görmeniz söz konusu değildi. Ama hiyerarşiyi bozdukları, farklı düşündükleri ve uyanışa vesile olduklarından, bedelini hayatları ile ödediler.

Türkiye’nin 68’i isimli belgeselde şu sözlerle ifade edilen kuşak:
“İtiraz halini sevdiler insan olma hallerinden,
İçinden deniz geçen türküler söylediler.”

Cem Karaca, tarafından yorumlanan şöyle de güzel bir türküsü vardır bu kuşağın:

“Su başında durmuşsun su akar sen bakarsın,
duruşun mağrur da bakışın mahzun.
Yüreğinden fışkıran bir şey var dilinin ucunda,
yüreğin aynı duruş cesur da dillerin yorgun.
Yüz yaşında bir çocuk gibisin…
Kırmızı uçurtması hep aynı ağaçlara takılmış,
tüketilen tek gençlik orda, yalnız değilsin!
Yaşanmış ve asla unutulmamış.
Su başında durmuşsun, su akar sen bakarsın.
Duruşun aynı duruş bakışında farklısın.”

ocakmedya

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
"Jam News" için tüm hakları saklıdır