kod: 286592
نظرات: 54 بازدید
Tarih: 15 Ocak 2018 Pazartesi
Fehim Taştekin
Suriye’deki Tora Bora: Türkiye’nin Son Sınavı
Soçi’de 29-30 Ocak’ta planlanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi yaklaşırken Suriye ordusunun Hama’nın kuzeyi ve...
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Soçi’de 29-30 Ocak’ta planlanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi yaklaşırken Suriye ordusunun Hama’nın kuzeyi ve Halep’in güneybatısından İdlib’e yönelik başlattığı operasyonlar Ankara’nın sinirlerini zıplattı.

Nihai hedefi İdlib’i özgürleştirmek olan ama yakın plana Ebu Zuhur Üssü’nü koyan operasyon 26 Aralık 2017’de Hama’nın kuzeyindeki Aştan’dan başlatıldı. Rusya’nın hava desteğiyle hızla ilerleyen Suriye ordusunun seçkin birliği Kaplan Güçleri, 9 Ocak’ta, 12 yerleşim merkezinin kontrolünü ele alıp Ebu Zuhur Üssü’yle mesafeyi birkaç kilometreye indirdi. Bu gelişmeler üzerine Ankara, Rusya ve İran’ın Ankara Büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. Elçilere Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde çatışmasızlık ya da “gerilimin azaltılması bölgeleri” kurulmasını öngören Astana mutabakatının ihlal edildiği uyarısı iletildi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yapılan uyarıyı şu sözlerle aktardı: “Rejimin garantörü Rusya ve İran. Biz de Moskova’da başlayan süreçte ılımlı muhalefetin garantörü olduk. İran ve Rusya sorumluluğu yerine getirip rejimi durdurmalı. Rusya ile İran ağırlığını koyduktan sonra rejim bunları yapamaz. İdlib’e yapılan sadece bir hava saldırısı değil. Rejim içeriye doğru ilerliyor. İşte bu yüzden iki ülkenin, büyükelçilerini çağırıp uyarıda bulunduk.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da büyük bir öfkeyle Rus ve Amerikan engeline takılan Afrin ve Menbic’e yönelik operasyon niyetini yineledi: “Sıra bölücü örgütün Suriye terör koridoru oluşturma projesini tamamen çökertmeye gelmiştir. Fırat Kalkanı Harekâtı’yla attığımız adımı, Afrin ve Menbic’le devam ettirerek bu süreci tamamlayacağız.”

Bu, İdlib’le ilgili kızgınlığın dışa vurduğu bir çıkıştı. Erdoğan 6 Ekim’de İdlib harekatına saatler kala “Rusya İdlib'in dışında, Türkiye İdlib'in içinde güvenliği koruyacak” demişti.

Ankara, Şam’a baskı uygulanmasını istiyor ama sorun Suriye ordusuyla sınırlı değil: İran destekli milis güçleri karadan, Rus ordusu havadan İdlib operasyonuna eşlik ediyor.

Cihatçı gruplara karşı savaşın son sahnesi olarak görülen İdlib ağırlıklı olarak El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’nin liderliğindeki Hayat El Tahrir El Şam (HTŞ) tarafından kontrol ediliyor. Siyasi çözüm hedefleyen Astana ve Cenevre süreçlerini ihanet olarak gören HTŞ, Rusya’nın sunduğu çerçeveye göre İslam Devleti (İD) ile birlikte ateşkes dışı tutulan bir örgüt. Ruslar başından itibaren ateşkesin sadece “ılımlı muhalif” grupları kapsayacağını ve Nusra ile İD’e karşı operasyonların kesilmeyeceğini söylüyor. Türkiye ise Astana’da sergilediği iş birliğine rağmen HTŞ’yi farklı bir yere koymayı tercih etti. Ankara bu örgütü önce Ahrar el Şam gibi dönüştürmeye çalıştı. Bu yöndeki çabalar sonuç vermeyince bölmeyi denedi. Bu plan da tutmayınca sahanın bir gerçekliği olarak kabul edip iş birliğine yöneldi.

Ankara’nın yaklaşımına göre siyasi çözüm bulununcaya kadar kimin kontrolünde olursa olsun İdlib operasyon kapsamı dışında tutulmalıydı. Türkiye çatışmasızlık bölgesi oluşturma planı çerçevesinde geçen ekimde İdlib’e asker sokarken esasen kendi planına göre hareket etti. Afrin’i yakın plana alacak şekilde İdlib’in kuzey çeperinde asker konuşlandırırken bu adımları, HTŞ’yle koordinasyon içinde attı. Yani bu örgütle anlaştı. HTŞ kaynaklarına göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bölgeye direnişle karşılaşmadan girmesinin üç şartı vardı: Hedef Kürtlerin özerklik tesis ettiği Afrin olacaktı, İdlib’i kontrol eden gruplara yönelik operasyon olmayacaktı ve Fırat Kalkanı’na bağlı gruplar bölgeye girmeyecekti.

HTŞ’nin eskortluğunda konuşlanma, Rusya ve İran’ın çatışmasızlık bölgesi tanımına çok da uyan bir yaklaşım değildi. Bu, dolaylı olarak Türkiye’nin olası operasyonlar karşısında İdlib’deki örgütlere kalkan olduğu anlamına geliyordu. Türkiye ile iş birliği HTŞ içindeki ayrışmayı da hızlandırdı. İddiaya göre HTŞ’nin içinde Türkiye ile uzlaşmanın zorunlu olduğunu savunan Ebu Muhammed El Colani liderliğindeki kanat ile daha radikal unsurlar arasında problemler çıktı. Kimileri eylül-kasım 2017 arasında en az 35 kişinin öldüğü lider kadrolarına yönelik suikastları bu ayrışmaya bağlayanlar oldu. Elbette tasfiye operasyonun arkasında Türkiye’nin bulunduğunu düşünenler de vardı.

Yani HTŞ hem Astana’ya gitmeyi kabul eden Türkiye bağlantılı grupları sahadan sildiğinde hem de Türkiye ile iş birliğine razı olduğunda kopmalar yaşadı. Nureddin Zengi ve Ceyş El Ahrar’ın temmuz 2017’de HTŞ’den ayrılmasının nedeni Ahrar El Şam ve müttefiklerini İdlib’den temizleme çabasıydı. HTŞ Türkiye ile anlaştıktan sonra Bab El Hava Sınır Kapısı’ndan İdlib’e insani yardım ve ticari mal sevkiyatı yeniden başladı. Bu, Türkiye’nin İdlib’in hakimi olarak HTŞ’yi tanıdığı anlamına da geliyordu.

Bu normalleşmeye karşı HTŞ’den bir kopuş daha gerçekleşti: HTŞ’den ayrılan Ürdünlü Sami El Ureydi’nin kurduğu Ensar El Furkan sahneye Türk ordusu ile iş birliğini yasaklayan bir açıklamayla çıktı.

Rusya ve Türkiye’nin çatışmasızlık bölgelerine yüklediği anlamların farklı olması nedeniyle eninde sonunda bir krizin çıkması kaçınılmazdı. Türkiye’nin tepkisine rağmen Ebu Zuhur’a doğru operasyonlar sürerken Reuters’a konuşan askeri bir kaynak “Çatışmasızlık bölgeleri Nusra Cephesi’ni kapsamıyor. Gerçek şu ki İdlib’i tamamen kontrol eden örgüt de Nusra Cephesi.” dedi.

Çatışmaların yoğunlaştığı bölge, Türk ordusunun konuşlandığı kuzey hattına 50-60 kilometre mesafede. Türkiye’nin uzakta tutmaya çalıştığı senaryolardan birisi de siyasi çözüme kadar kesinlikle iki ülke ordularının karşı karşıya gelmemesi. Bu risk giderek artıyor. Suriye ordusunun İdlib’i hedefe koyduğu operasyondan sonra yaşanan bazı olaylar Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirebilecek bir takım unsurlar da içeriyor. 31 Aralık’ta Hmeymim üssü vuruldu. Rus Savunma Bakanlığı’na göre saldırıda iki Rus askeri öldü. Suriye’nin resmi haber ajansı SANA da Rus kaynaklara dayanarak üssü vuran Vasilyok tipi topun Türkiye üzerinden Suriye’ye sokulduğunu iddia etti.

5 Ocak’ta ise Hmeymim ve Tartus üsleri insansız hava araçlarının (İHA) saldırısına uğradı. Rus Savunma Bakanlığı iki üsse toplam 13 İHA’nın gönderildiğini, bunların yedisinin yok edildiğini, altısının ele geçirildiği duyurdu. Rus gazetesi Zvezda’ya göre bu saldırılar üzerine Rus Savunma Bakanlığı, Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a mektup göndererek “Türkiye’nin, kontrolündeki silahlı grupların çatışmasızlık rejimine uymasını sağlamak konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini” belirtti.

Rus basınında Türkiye’nin Afrin’e operasyon için yeşil ışık koparabilmek amacıyla bilinçli olarak saldırıları Ruslara yönelttiğine dair yorumlar öne çıktı.

Üslere yönelik saldırılarda kullanılan insansız hava araçlarının İdlib’in Muazara bölgesinden havalanmış olması Rusya açısından bu bölgenin dokunulmazlığını tamamen kaldırdı.Bu gerilim sürerken 8 Ocak’ta İdlib’in kuzeyinde Dar El İzze yakınlarında TSK konvoyunun 20-30 metre yakınına roketatar düştü. Kimliği meçhul bir roket, faili meçhul bir saldırı. Bu bir uyarı ateşi olarak da algılandı.

Bu gerilimin Rusya ve Türkiye arasındaki nazik ilişkileri nereye götüreceği belli değil. Fakat net olan İdlib’in savaşın son sahnesi olarak yakıcı etkisini göstermeye başlamış olmasıdır. Bu riskli ortamda Erdoğan belki İdlib’in yanı sıra Fırat Kalkanı Harekatı’nın kontrolündeki El Bab-Cerablus-Azez üçgenini elinde tutarak siyasi çözüm sürecinde Şam’a karşı kullanmayı umuyor. Bu kozun kendini ilişkilendirdiği iki husus var: Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kaderi ve kuzeyde özerklik inşa eden Kürtlerin geleceği.

Erdoğan bu iki konuda istediği tavizleri koparmadan Suriye ordusunun sınırlara doğru ilerlemesini ve sahada Türk askeri ile karşılaşmasını istemiyor.

al-monitor

İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır