SON HABERLER
 
 
kod: 286585
نظرات: 104 بازدید
Tarih: 15 Ocak 2018 Pazartesi
Veysi Dündar
İzlenmesi gereken bir film: The Post
Her vatandaşın izlemesi, feyz alması ve ona göre tavır belirlemesi gerektiğinin altını çizen bir yapım.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Yönetmen Steven Spielberg tarihi bir filme daha imza attı. İktidarların, hükümetlerin, siyasilerin nelere kadir ve kimlerin kaderine müdahil olduklarını ifşa eden, tarihi bir vesika niteliğinde bir filme: The Post…

Her vatandaşın izlemesi, feyz alması ve ona göre tavır belirlemesi gerektiğinin altını çizen bir yapım. 

1970’lerin başında The Washington Post‘un araştırmacı gazetecileri, Abd’nin Vietnam’a 25 yıldan uzun süredir yaptığı müdahaleleri ve gencecik ölümleri gösteren çok gizli belgeleri ele geçirirler. 

[Burası bana 15 Temmuz’u hatırlatıyor. Bugün ilk defa denk gelen bir videoda, 20’li yaşlarında ay gibi bir genç olan asker Murat Tekin’in linç görüntülerini izledim. Aman Ya Rabbim; o gencecik insanları ölüme gönderenleri Allah Kahhar ismiyle kahretsin diyorum. 20 saniyelik görüntüde, 20 senelik acı söz konusu. O gece 250 insanımız öldü. Dahli olan kim varsa, hesabını vermeli. Gizli açık her türlü tasnif yapılmalı.]

Bu belgeler devlet sırrı niteliğindedir ve yayınlayıp yayınlamama kararı, gazetenin sahibesi Katherine Graham (Meryl Streep) ve genel yayın yönetmeni Ben Bradlee’ye (Tom Hanks) kalmıştır. Belgeler büyük tereddütler ve korkular arasında cesur kadın Katherine sayesinde yayınlanır.

Cesaret; kadın ve erkek ayırd etmeksizin saf tutanlar sayesinde, zafer kazandırır.

Washington Post, müthiş bir sansasyon yaratır. Katherine ve Bradlee’nin açtığı gedik; dönemin Abd Başkanı Richard Nixon’u istifaya götüren sürecin ilk adımıdır. 

[Can Dündar’ın vatan hainliği ve Enis Berberoğlu’nun hapis cezası ile neticelenen Mit Tırları konusunu çağrıştırdı burası. Mesele kimin kime yalan söylediği, kimin hainlikle yargılanacağı ve kime hizmet edildiğiyle ilgili sorgulamalar için de tıpa tıp aynı düşünceleri barındırıyor.]

Belgeler, Johnson yönetiminin Vietnam Savaşı’nda ABD askerlerinin rolü hakkında kamuoyuna ve kongreye yalan söylediğini, Nixon yönetiminin gizlice savaşı tırmandırdığını ortaya koyar.

Nixon yönetimi The Post’un bunları yayınlamasını durdurmaya çalışır ve Abd Savunma Bakanı Yardımcısı William Rehnquist davayı Yüksek Mahkemeye sunar. Belgelerin yayınlanabilmesi ve özgür basın kavramının korunabilmesi için gazete ile ordu arasında büyük bir hukuk mücadelesi verilecektir. Yargı Washington Post’u haklı bulur. 

Domino etkisi böylece başlar. Nixon hırsının kurbanı olur. Watergate skandalıyla da istifa etmek zorunda kalır.

Yalan söyleme şekillerini inceleme imkanı da sunuyor film. Algı yönetiminin nelere gebe bıraktığı, kendini olabildiğince aşikar ediyor. 

Siyasetçi ve gazetecilerin birbirine yalancı demeleri ve entelektüellerin burada müdahil olmasıyla; kimin yalancı olduğu ortaya konuyor.

Belgelerin yayınlaması; Amerika’ya mı, siyaseten sorumlulara mı zarar veriyor? 

“Nixon’ın etrafında çok kötü adamlar var” cümlesi günümüz sorgulamaları için de bir metafor aslında. Lider özelinde ama Amerika ama Türkiye ama dünya siyaseti için, mihenk taşı içeren bir cümle.

Katherine’in; “basın güvenliği mi; hükümet güvenliği mi?” açmazında, “Korktuğumuz için Nixon bunu da bundan sonrakileri de kazanacak”, dolayısıyla “korkmuyorum ve bunları yayınlayalım diyorum” sözü, bugünkü sorgulamalar içinde cesaret veren cümleler ve sorgulamalar içeriyor.

İki tarafın da argümanları vardır. İktidar ya da hükümet, devlet sırrı diyerek kendilerini, basın ise basın özgürlüğü diyerek vatandaşı korumanın derdindedir.

“Bir kadının öğüt vermesi bir köpeğin arka ayaklarının üzerinde yürümesi gibidir” der Samuel Jackson. Dolayısıyla kadın, hayatın her anında daha aktif yer almalıdır. Kadın vicdan ve merhamet sahibi olarak, daha doğru kararlar verir. 

Filmin en az elli tane, spotluk cümlesi var. Kibir, hırs ve paranoyanın kurbanı Nixon; “Medya düşmandır” der ve gazetenin tüm çalışanlarına akredite uygular. Nixon’un “Yalan söylemeyi bilmiyorsun. Yalan söyleyemiyorsan asla başarılı olamazsın” tavsiyesi de çok ünlüydü…

Günümüzde de muhalefet kavramı ile düşman kavramı hepten birbirine karışmış durumda değil midir sizce de?

Finali Katherine’nin; en can alıcı ve hakikati barındıran cümlesi ile bitireyim: “Basını özgür bırakın, Hükümet yalan söylüyor.”

ocakmedya

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır