kod: 286468
نظرات: 1253 بازدید
Tarih: 6 Ocak 2018 Cumartesi
Sabahattin Türkyılmaz
İran’daki Gelişmelere Adalet ve Velayet Penceresinden Bakmak
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

   Allah’ın Adıyla

   İran’daki olayların dünyada vuku bulan olaylardan herhangi bir farkı yok. Her ülkede zaman zaman meydana gelebilecek olaylardır.

   Olayları değerlendirirken hangi perspektiften bakıldığı önemlidir. Analizci dünyaya Velayet penceresinden bakarsa İran konusunda daha isabetli karar verir. Batı perspektifinden bakarsa asla doğruyu bulamaz.

   Biz Velayet penceresinden bakalım, isteyen istediği gözlüğü taksın gözüne. İran’da halkın bir kısmı sokaklara dökülerek yürüyüş yapıyor, itiraz ediyor, slogan atıyor, vurup kırıyor. Bu alışılmamaış bir durum değil ki, ilk defa da olmuyor, yanlız İran’da da gerçekleşmiş değil, her ülkede görülen eylemlerdir.

   İran’da vuku bulan olayların kaynağı, sebebi, etkenleri ve çözüm yolları nelerdir vb hususlara bakılmadan hemen birilerini suçlama konuya vakıf olmayı engelliyor.

   İslam inkılabının vaadlerini, evrensel sloganlarını, dinamiklerini bilmeden ve İslam devletinin rükünlerini anlamadan vuku bulan olayları analiz etmek nerdeyse imkansız gibidir.

   İran kültürünü ve İranlıların karekteristik özelliklerinden habersiz bir analistin görüşlerinde isabet ettirmesi hiç mümkün değildir. Karanlığa taç atmak gibidir. Özellikle de yaklaşık 40 yıllık İnkılab tarihinde atlatılan badireler, kat edilen merhaleler ve gelinen süreç anlaşılmadan İran İslam Cumhuriyeti hakkında yapılan değerlendirmenin isabetli olmayacağı aşıkardır.

   Bütün bunlara bir de İslam devletini ve vuku bulan olayları Batı perspektifinden değerlendirmeyi eklersek ne kadar büyük yanılgıya düşüleceğini görmemek cehaletten başka birşey değildir.

Olayları iki açıdan değerlendirmek gerekir;

1-İçte hükümetin takip ettiği siyaset ve uygulamalara bakarak analiz yapmak:

   İslam İnkılabı tekamüle doğru mu ilerliyor, yoksa çöküşe mi geçti? İslam inkılabı Hatt-ı İmam‘dan saptı mı, yoksa İmam Hamenei ile daha iyi bir geleceğe doğru mu ilerliyor? Soruları kafalardaki yerini hala koruyor.

   İki kavram arasında ince bir farka işaret ederek güncel konuyu değerlendirelim. “İslam İnkılabı” ve “İslam Devleti veya Cumhuriyeti” Bu iki kavramın birbirinden ayırdedilmesi gerekir. “İslam İnkılabı”, tağuti bir rejimi devirip İslam devleti kurmak için yapılan kıyam ve ön hazırlıktır. Bir inkılab kıyam, fedakarlık, mücadele, direniş ile gerçekleşir. Bunun için can, kan vererek her türlü fedakarlığı yapmak gerekir. İnkılabı korumak, inkılabı değerleri, inkılabi sloganları, toplumda inkılabi ruhu koruyup yaşamasını sağlamak ile mümkündür.

“İslam devleti”, inkılab ile hedeflenen evrensel İslami değerleri en azından İran'da hayata geçirmek, inkılabi değerleri ve sloganları pratize etmek için var olan mekanizmadır. İlahi, insani ve inkilabi değerleri hayata geçirmek için bir devlete ihtiyaç vardır.

İslam devletinin üç temel rüknü vardır; adalet, emniyet ve refah. Bu üç rükün sağlam olursa diğer alanların sorunlarını çözmek zor olmayacaktır.

   Adalet, ilahi hükümlerin uygulanmasını, herkesin hak-hukukunun korunmasını ve her bireyin Allah’ın verdiği özgürlüklere sahip olmasını sağlar. Birey ve toplumun bunlara ulaşması ancak adil olmak ve adaletin ikame edilmesi ile mümkündür. İslam cumhuriyeti adaleti ne kadar ikame edebildi? Yargı erki ne kadar adaletli? Kanunların adil olduğu gerçeğinden hareketle uyugulamada hakimler, savcılar ne kadar adiller?

   Refah, ekonomide sosyal adaletin sağlanması ve adil ekonomik dağılımla mümkündür; sömürü, hortumlama, adaletsiz paylaşım, faiz, gelir dağılımındaki dengesizlik, elit tabakaya ayrıcalık yapılması, zengin-fakir uçurumu, işsizlik, enflasyon gibi ekonomiyi çökerten etkenler yok edilmeden refahın sağlanmasının imkansız olduğunu her akıllı insan anlayabilir.

   Emniyet, toplumun güvenliğini içten tehdit eden terör, kargaşa, anarşı, hırsızlık yok edildiği ve dıştan tehdit eden düşmanların saldırılarından güvende olunduğu zaman sağlanmış olur. Bütün olumsuzluk; kargaşa, anarşi, terör… meydana gelmesinde emperyal güçlerin elbette parmağı vardır. Çünkü onlar ancak bu sayede sultalarını sürdürebilirler. Ancak kıyamet günü insanlar Allah’a „Ya Rabbi bizi şeytan aldattı, o bizi kandırdı“ dedikleri zaman şeytan “beni kınamayın kendinizi kınayın ben sizi sadece davet ettim, siz de Allah’ın emirlerine ve hidayet önderlerinin davetine rağmen beni tercih ettiniz, benim bir suçum yok“ diye cevap verecek.

   İyi de insana demezler mi sen inkılabı Amerika ve siyonistlere rağmen yaptın, onları tanıyordun, hilelerini, komplolarını ve düşmanlıklarını biliyordun, niye hala ona güvenip onunla masaya oturuyorsun?

   Neden yargı erkini yolsuzluklardan temizle miyorsun? Neden halkın yargı erkine güvenini sağla mıyorsun? Müslüman halk, hak-hukukunu almak için, özgürlüklerine dokunulduğunda dayanağı olan yargı erkine güvenmezse nereye müracaat etsin?

   Neden İslam devletinin rükünlerinden olan ekonomiyi sağlamlaştırmadın? Rehber’in defalarca vurguladığı „direniş ekonomisini „ neden uygulamadın? İşsizliği yok etmek için niçin istihdam alanları açmadın? Üretimi artırmak için niçin doğru yatırımlar yapmadın? Neden İslam ekonomi doktrini yerine Batının kapitalist ekonomi sisteminden medet umuyorsun?

   İstikbarın uyguladığı ambargo bir sorundur elbet. Ama bu sorunu aşmanın İslam devletinde bir çaresi yok mudur? İstikbarın oluşturduğu istikrarsızlığı gidermek için istikbarla sorunu çözmeye çalışmak İslam devleti ilkeleriyle nasıl bağdaşır, bu istikbara teslim olmak değil midir?

   İslam devletinin bu rükünlerinden ekonomik sistem ve yargı sistemi sağlam ve temiz değilse halkın itirazı normal değil mi? Hz. Ali (as) hükümetinde de Basra, Kufe, Mısır halkları hz. Ali’nin (as) valilerinin yaptıklarına itiraz etmediler mi?

2-İran’ın dış siyaseti ve dış güçlerin İran’a bakışı açısından değerlendirmek:

   İran dış siyasette, istikbarın karşısında olduğunu ve müstekbirlere karşı direniş cephesi oluşturacağını asla gizlemedi. Ve bu direniş cephesini Ortadoğu‘da Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’de oluşturdu.

   İslam İnkılabı gerçekleştiği günden beri Amerika ve diğer müstekbir güçler de İnkılabı yok etmek istediklerini hiç gizlemediler. Ellerinden gelen herşeyi yaptılar; savaş, ambargo, baskı, yıldırma, iç kargaşa ve ayaklanma, terör… İstikbarın bunu kullanması ve olayları daha da tahrik edip müstekbir hedeflere ulaşmak için plan, proje üretmesi, halkın rejime karşı olduğu imajını doğurması hükümetin suçunu azaltır mı? Rehberin dediği gibi “gücü elinde bulunduranların muhalefet gibi davranması“ onların sorumluluğunu kaldırır mı?

   Şimdi halk itiraz ediyor, itiraz edenlerin içinde istikbarın uşaklığını yapan ve ajanlar elbette vardır ama her itiraz edeni rejim karşıtı ve zıdd-i inkılab diye damgalamak doğru mudur? İstikbar ile mücadelenin bir bedeli olacaktır. Bunu ödemeye hazır olanlar Velayet yolunda başarılı olur; ya Amerika ile uzlaşıp teslim olacaksınız veya dik durup savaşarak bedel ödeyip zafer kazanacaksınız.

   Gerçekler Velayet penceresinden bakılınca net görülüyor. İran’daki son gelişmelerin etkenleri bu iki açıdan bakılıp analiz edilince net görülecektir. Sonuç olarak; İslam devleti rükünlerini sağlamlaştırmadan; yargı erkini yolsuzluklardan temizlemeden, direniş ekonomisini uygulayıp ekonomik adaleti getirmeden ve emniyeti sağlamadan bu gibi olaylardan kurtulamayacaktır.

   İslam devletinin rükünleri sağlam olduktan sonra dünyanın emperyal ve istikabar güçleri asla İslam devletine bir zarar veremez ve halkı sokaklara dökemez, itiraz sesleri yükselmez. İslam inkılabını ihraç etmek, halkların uyanıp tağuti rejimleri devirip İslam devleti kurmasını sağlamak içindir. İran İslam Cumhuriyeti maalesef bunu henüz başaramamışken dünya halklarına örnek olabilir mi?

Sabahattin Türkyılmaz

TR.JAMNEWS

YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır