SON HABERLER
 
 
kod: 286200
نظرات: 84352 بازدید
Tarih: 17 Aralık 2017 Pazar
Muntazar Musavi
Hadi Gelin Bir “Kırmızı Çizgi” Çizelim
Künhü itibariyle özgürlüğüne kavuşuncaya kadar tüm zamanlar ve mekanlarda “insanlık”ın bir numaralı gündemi olması gereken “Filistin Meselesi ve Kudüs Davası” ancak sansasyonel olaylar ve gelişmeler gerçekleştiğinde gündem olabiliyor. Filistin ve Kudüs’ün ancak sansasyonel gelişmeler gölgesinde gündem olabiliyor olması bile “insanlık” için başını önünden kaldıramayacak çapta bir utançtır ve bu gerçekliğin değişik veçheleri ile analiz edilmesi gerekmektedir. Ancak biz bugün meselenin başka bir boyutunu ele alacağız.
0 0 View 1 نظر
[+] metin Boyutu [-]

       Allahˈın Adıyla...

    Amerikan Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan kararnameyi imzalamasının ardından gözler bir kez daha Filistin’e ve İslam Dünyasına çevrildi. Dünyanın pek çok noktasında protesto gösteri ve eylemlerinin yükseldiği bir noktada Türkiye’nin çok iştahlı bir şekilde öne çıkıp İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) “Kudüs” gündemi ile olağanüstü toplantıya çağırması bir anda coğrafyada beklentileri yükseltti.

   Elli yedi İslam ülkesinden kırk sekizinin ve bu kır sekiz ülkeden sadece on altısının devlet başkanı düzeyinde katılım gösterdiği toplantı sonunda yayınlanan sonuç bildirgesinde gasp ve işgal edilmiş topraklar üzerinde “iki devletli bir çözüm” savunusu ile “Doğu Kudüs”ün Filistin’in başkenti olarak tanınması öne çıktı. Hiçbir yaptırım kararı alınmadı. İşgal ve zulme karşı ne yapılacağı ile ilgili herhangi bir söz ya da plan ortaya konmadı.

 “İki devletli bir çözüm” öngörüsü ve Kudüs’ün doğu-batı diye ayrıştırılması (ki Doğu Kudüs, Kudüs’ün ancak %20’sini teşkil etmekte olup tek parçadan değil bağlantıları İsrail yerleşkeleri ile kesilmiş mahallelerden oluşmaktadır) “Gasıp Siyonist Rejim”in arayıp bulamayacağı tekliflerdir. Zira Gasıp Rejim’de özü itibariyle bunları savunmaktadır. Hiçbir yaptırım ve ambargo kararının olmaması ise Gasıp Rejim’e şapkasını üç kez üst üste havaya attırmış olmalıdır.

   Bu makalenin kaleme alındığı sıralarda medyaya düşen bir başka bilgi de de “sonuç bildirgesi”nin İngilizce ve esas versiyonunda “Doğu Kudüs”ün Filistin’in başkenti olarak tanınmayıp sadece bunun için çağrı yapıldığı açığa çıktı. Yani sonuç bildirgesinin Müslümanlara dönük yüzünde bir “gaz alma”; Amerika, İsrail ve Avrupa’ya dönük yüzünde ise “sakın yanlış anlamayın” yaklaşımı. Rezaletin rezaleti!

   İslam İşbirliği Teşkilatı’nın toplanma ve konuyu ele alış biçimi ile sonuç bildirgesinin ne anlama geldiği üzerinde çalışılıp derin analizler yapılmayı fazlasıyla hak etmekte. Ancak benim bugün ele almak istediğim konu bu da değil. Ben bugün Trump’ın kararnameyi imzaladığı günden bu yana siyasilerin, aydınların, entelektüellerin, kanaat önderlerinin dillerine pelesenk ettikleri ve hatta nümayişlerde halkın sloganı stadyumlarda futbolcuların pankartı olan “İsrail işgalci bir terör devletidir!” ve “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” söz ve yaklaşımını değerlendirmek istiyorum.

“Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” Kimileri ellerini masalara kürsülere vura vura kimileri havaya savrulu yumruklarını sıka sıka o kadar tekrar ettiler ki neredeyse “Kudüs davası”nın yegane hamisi ve destekçisi rolüne büründüler. Doğal olarak bir dizi soru bir kurt misali zihinleri kemiriyor: “Acaba “hakikat” gerçekten dedikleri gibi mi? Acaba gerçekten gerek zihinsel ve gerekse eylemsel olarak bu güruh için Kudüs “kırmızı çizgi”mi? Gerçekten bu sözlerinde samimiler mi? Bu iddianın hakikaten saha da bir gerçekliği var mı?”

“Filistin Meselesi ve Kudüs Davası” ile ilgili önce mihenk noktası edineceğimiz bir tespit yapıp ardından bu “kırmızı çizgi” meselesini analiz edelim.

“Filistin Meselesi ve Kudüs Davası” bir ırk, millet, din, mezhep ya da coğrafyaya ait olmayıp bilakis aidiyetler üzeri bir mücadeledir. Filistin Meselesi ve Kudüs Davası, “Habiloğulları”nın “Kabiloğulları”na karşı verdiği “insanlık” mücadelesinin ana cephesidir.  Filistin Meselesi ve Kudüs Davası, ırkı, milliyeti, dini, mezhebi, meşrebi ve coğrafyası fark etmeksizin yeryüzündeki tüm mustazafların müstekbirlere karşı mücadelesinin varoluş cephesidir. Bölgesel siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve askeri hiçbir gelişme Filistin Meselesi ve Kudüs Davası’ndan bağımsız değildir. Hatta küresel tüm siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve askeri gelişmelerin bile öyle ya da böyle Filistin Meselesi ve Kudüs Davası ile bir bağı vardır. Zira orası mustazaflar-müstekbirler mücadelesinin ontolojik cephesidir.

   Bu tespit ışığında şimdi şu “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” meselesini değerlendirmeye geçelim. “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” sözü çok büyük bir sözdür. Bu iddianın sahipleri ya bu sözün manasının farkında değillerdir ya da bu sözü kendi menfaat ve çıkarları için bir paravan olarak kullanmaktadırlar.

“Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” diyen birisi şunu demek istiyor: “Ben tüm bölgesel ve küresel gelişmeleri “Kudüs Davası” merkezli ele alıp çözümlüyorum. Ve ben tüm konumlanmalarımı “Kudüs” merkezli  koordinatlandırıyorum. İster söylem olarak olsun ister eylem olarak hangi olayda hangi cephede olacağımı “Kudüs”e bakarak belirliyorum. Ben hiçbir zaman “İşgalci terör devleti!” ile aynı saf ve cepheye düşmüyorum. Ben tüm zamanlarda ve mekanlarda mustazafların cephesindeyim…”

   Gelin şimdi en azından bölgesel bir “kırmızı çizgi” çizelim. Evet, bir kırmızı çizgi çizelim ki kimin çizginin neresine düştüğü aşikar olsun.

1- Kudüs’ü n savunucularının cansuyu yolunu kesmek ve Kudüs’ü yalnızlaştırarak işgal ve gasbını kolaylaştırmak için “emperyalizm ve siyonizm”in  BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adı altında planlayıp sahnelediği tasallut ve tahakküm harekatı sırasında nerede durulacağı bir kırmızı çizgidir. “Küresel sulta sistemi”nin yanında konuşlanıp “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” demek yalan ve kandırmacadan başka bir şey değildir.

2- Birinci maddenin devamı olarak “Küresel sulta sistemi” ile “Direniş Cephesi”nin ana hesaplaşma cephesine dönüşen “Suriye Vekalet Savaşı” ve Esad’ta bir kırmızı çizgidir. Hem Esad düşmanı olup hem İsrail karşıtı olmak mümkün değildir. Bir yandan Suriye’yi çökertmek için “tekfirci cihadist hareketler”e destek verip bir yandan  “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” demek kuru bir iddiadan başka bir şey değildir. Zira İsrail’in en büyük hayali de Esad’sız (anti-siyonist damarı kesilmiş) bir Suriye açığa çıkarmaktır.

3- Yemen’de anti-emperyalist anti-siyonist “Ensarullah” hareketi ile “Büyük Şeytan Amerika”nın tetikçiliğini yürüten Al-i Suud arasındaki mücadele de bir kırmızı çizgidir. Amerika ve İsrail dünyanın en stratejik noktalarından biri olan bu bölgeyi uşakları Al-i Suud eliyle kontrol etme peşinde. Ensarullah ise bin bir yokluk ve güçlük içerisinde bu tasallut ve tahakküm hareketine karşı “İslam ve insanlık” mücadelesi vermekte. Bu mücadele de Al-i Suud’un yanında durup “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” demek sahtekarca bir davranıştır. Zira Al-i Suud, Yemen’de Amerika ve İsrail adına Ensarullah’a karşı tetikçilik yapmakta.

4- Irak’ta “merkezi hükümet ve Haşd-i Şabi güçleri” ile “tekfirci örgütler, yerel aşiretler, mezhep temeli üzerine yükselen siyasi hareketler” arasında yaşanan ister fiili olsun ister siyasi mücadele de bir kırmızı çizgidir. Kendileri ölüm kalım mücadelesi verirken bile asla “Filistin”i unutmayan ve nihai hedef olarak her zaman “Kudüs”ü gösteren “Haşd-i Şabi”y e karşıt olup “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” demek bir paradokstan başka bir şey değildir. Zira Irak’taki karmaşanın durmaması, mezhep temelli fitnenin alevlendirilmesi, Haşd-i Şabi güçlerinin enerjisini “Filistin ve Kudüs”ten uzak tutma bizatihi İsrail’in projesidir zaten.

5- İsrail ile mücadelenin motor gücü olan ve bu zamana kadar İsrail’e diz çöktüren (Mayıs-2000 ve Temmuz-2006) tek güç olan “Lübnan Hizbullahı” tüm zamanlar ve mekanlar için kırmızı bir çizgidir. Bir yandan “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” deyip bir yandan “Lübnan Hizbullahı”na  “Hizbuşşeytan” diyecek kadar aşağılara inen biri ya ne dediğinin farkında olmayacak kadar aklı melekelerden yoksundur ya da yalancının ta kendisidir. Zira “Kudüs” için ödenebilecek her türden bedeli ödemiş ve tüm yaşamlarını Kudüs’ün özgürlüğüne adamış bu seçkin topluluğun zayıflatılması, ötelenmesi, ötekileştirilmesi ve mustazaf halkların dikkatinden kaçırılması emperyalizm  ve siyonizmin en büyük hedefidir.

6- İsrail’e olan yaklaşım biçimi ve ayrıca onunla olan ilişki ve iletişim biçiminin kendisi de bir kırmızı çizgidir. İsrail’i meşru gören onunla diplomatik, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, askeri ve ticari türden ilişkiler kurmakta hiçbir beis görmeyen; yaşanan tüm sansasyonel gelişme ve değişmelere rağmen bu ilişkilerini sonlandırma bir yana artırarak devam ettiren ama bir yandan da “İsrail işgalci bir terör devletidir!” ve “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” diyen kişi muhtemelen ya ne dediğinin farkında değildir ya da karşısındakileri aptal yerine koyuyordur veya karşıdakiler gerçekten öyledir. Zira “bir şey”in aynı anda “iki şey” olması muhaldir. Hem dost hem düşman! Hem stratejik müttefik hem işgalci terör devleti! Bu imkansız bir şey.

7- Dost ve özellikle de düşman onlarca yüzlerce binlerce defa itiraf etmişlerdir ki, “İslam İnkılabı” Kudüs Davası’nın gerçek hamisi ve savunucusudur. Gerek Filistinli örgütler olsun ve gerekse Lübnan Hizbullah’ı olsun defalarca deklare etmişlerdir ki, onların İsrail ile olan mücadelelerinde en büyük yardımcıları, lojistik ve malzeme temin edicileri, eğitim vericileri İslam İnkılabı’dır. Dolayısıyla İslam İnkılabı, Kudüs konusunda bir kırmızı çizgi değil “turnusol kağıdı”dır. Bir yandan İslam İnkılabı’nı düşman, öteki, rakip bilip, dilinden; “Fars yayılmacılığı, Şii hilali, Pers istilası” gibi ipe sapa gelmez iddiaları düşürmeyip bir yandan da “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” demek bir şizofreni belirtisinden başka bir şey değildir. Zira düşmanın kendisi (Amerika ve İsrail) defalarca deklare etmişlerdir ki esas savaş onlarla İslam İnkılabı arasındadır.

8- NATO’nun  bir parçası (dolayısıyla İsrail’in partneri ) olmayı zihinsel veya bizatihi vakıa olarak normalleştirip onların topraklarını, üslerini kullanmalarında bir beis görüp görmeme de bir kırmızı çizgidir. Hepimiz biliyoruz ki NATO, küresel sulta sisteminin uluslararası meşruiyet kazandırılmış istila ordusundan başka bir şey değildir ve yegane hedefi ABD, AB ve İsrail hedeflerini korumaktır. Hem bu istila gücü ile bir ve beraber olmayı normal görüp hatta onun İslam İnkılabı aleyhine bir kısım üsler inşa etmesinde hiçbir beis görmeyip hem de “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” demenin kendisi bile “Kudüs Davası”na ihanettir. Zira NATO demek Amerika demektir, İsrail demektir. NATO’ya yapılan her hizmet ve katkı Amerika ve İsrail’e hizmet ve katkıdır.

9- Anti-emperyalist ve anti-siyonist fikir, hareket, STK, medya, kurum, kuruluş ve gerçek kişilere yaklaşım biçimi de bir kırmızı çizgidir. Hem anti-emperyalist ve anti-siyonist fikir, hareket, STK, medya, kurum, kuruluş ve gerçek kişilere hayatı dar edip, onları her tür imkan ve makamdan uzak tutup hem de “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” demek samimiyetle bağdaşmayan iki yüzlü bir iddiadan başka bir şey değildir. Zira “Kudüs” için ister fikirsel olsun ister eylemsel, mücadele ancak anti-emperyalist anti-siyonist gerçek ve tüzel kişilikler eliyle yürütülebilir. Dolayısıyla bu tür tüzel ve gerçek kişiliklerin hareket alanlarını sınırlamak; imkan ve makamlardan mahrum etmek ancak İsrail’in memnun olacağı bir politikadır.

10- Topluma ve bölgeye karşı kullanılan dil de bir kırmızı çizgidir. Eğer topluma ve bölge halklarına bakış ve yaklaşımı “mezhepçilik ve kavmiyetçilik” belirliyor, ona göre söyle ve eylemler üretiliyor ama bir yandan da “Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir!” deniyorsa bu ya başkalarının aklı ile dalga geçmektir ya da İsrail’e hizmet etmenin hin bir biçimi. Zira İsrail bugün gücünü kendi dinamiklerinden ziyade bölgeye ekdiği “mezhepçi ve kavmiyetçi” tohumların boy vermesi ile oluşan kargaşa, kaos ve çatışmalardan almaktadır.

Muntazar Musavi

TR.JAMNEWS

Anahtar Kelimeler
YORUMLAR
Turan Aydın:

Amerikan Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan kararnameyi imzalamasının ardından gözler bir kez daha Filistin’e ve İslam Dünyasına çevrildi. Dünyanın pek çok noktasında protesto gösteri ve eylemlerinin yükseldiği bir noktada Türkiye’nin çok iştahlı bir şekilde öne çıkıp İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) “Kudüs” gündemi ile olağanüstü toplantıya çağırması bir anda coğrafyada beklentileri yükseltti.

رد

0

0

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
چاپارک
"Jam News" için tüm hakları saklıdır