ÇOK İZLENENLER
ÇOK YORUMLANANLAR
SON HABERLER
 
 
kod: 283909
نظرات: 277 بازدید
Tarih: 16 Haziran 2017 Cuma
Abdülkadir Özkan
Derdim çoktur hangisini yazayım!..
İslam dünyasında yaşananlar karşısında insanın üzülmemesi hatta dehşete kapılmaması mümkün değil.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

 Çünkü bölgemizde sömürgeci güçlerle birlik olarak bastıkları dalı kestiklerinin farkına varamayan birtakım yöneticiler iş başında bulunuyor. Özellikle de petrol varlığının bölge ülkelerinin haklarından ziyade başını ABD’nin çektiği günümüz Haçlıları ile Siyonist ittifakının yararlandığını görmek için sadece kör olmak yetmez, aynı zamanda sağır olmak gerekiyor. Halbuki, koltuklarını korumak için sergiledikleri cambazlıklara bakıldığında hiçbirinin kör ve sağır olmadığı ortada. Böyle olunca da İslam ülkelerinin pek çoğunun başında birtakım kuklaların bulunduğunu söylemek, İslam dünyasının kurtuluşunun öncelikli olarak bu kuklalardan kurtulmaya bağlı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Özellikle bölgemiz ve genel olarak da İslam dünyasına yönelik sömürgecilerin planlarının geçen yüzyılın başlarına dayandığını ve yüz yılı aşkın bir süreden beri uygulandığını gördüğümüzde bugünkü yaşananları anlamak kolaylaşacaktır. Öncelikli olarak İslam dünyasının başı kopartıldı. Ardından Osmanlı İmparatorluğu parçalandı..Küçük küçük devletçikler türetildi ve bunların her birinin başına birileri getirildi. Kendilerini kral ya da devlet başkanı ilan eden bu insanlar o koltuğa oturtanlara karşı kendilerini hep borçlu hissettiler. Onları o koltuklara oturtanlar da bu durumu her fırsatta hatırlattılar ve diyet borçlarını ödemelerini istediler. Bu diyet borcunun ödenmesi de sahip olunan zenginliklerin efendileri ile paylaşılmasından geçiyordu. Zaman zaman bu sömürüye ‘Yeter artık’ diyenler çıktığında da sömürgeci güçler birtakım entrika ve hilelerle o kimseleri iş başından uzaklaştırdılar. Bazılarını iş başından uzaklaştırılmakla da kalmadılar, hayatlarına son verildi.

 

Bölgemizde sadece son 40 yılda yaşananları hatırladığımızda görülecek manzara bile insanı düşündürmektedir. Özellikle Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı altında sunulan, genellikle bölge ülkelerini özgürleştirmek, demokratik ve insan haklarına saygılı yönetimlerin iş başına getirilmesi kılıfı içinde takdim edilen bu projenin bölge ülkelerinde nelere, ne acılara mal olduğunu söylemeye gerek yok. Ancak Arap Baharı olarak sunulan bu BOP uygulamasının kısa süre öncesinde yaşananlara bakıldığında bugün yaşananların zemininin o tarihlerde atıldığı görülür.

 

İran İslam Devrimi’nin hemen ardından Saddam’ın İran’a saldırması, yıllarca bu iki ülkenin birbirini tahrip edişinin nelere mal olduğu unutulmamalıdır. İran-Irak Savaşı’nın ardından bu defa Saddam Kuveyt’e saldırtıldı. Bu saldırı Kuveyt ve Suudi Arabistan’ı ABD’den yardım istemesine sürükledi. Onlar da bir kurtarıcı gibi bölgeye gelerek Saddam’ı Kuveyt’ten atarak bir tehlike olmaktan(!) çıkardılar. Buna karşılık Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın yıllarca sürecek savaş tazminatı ödemeye mahkûm edildiğini, bu iki ülkenin dış temsilciliklerinde personel ve harcama kısıtlamasına gitmek zorunda kaldıklarını biliyoruz. Peki, Saddam Kuveyt’ten çekilmekle hayatını kurtarabildi mi? Irak, ABD ve koalisyon ortaklarınca işgal edilerek idam edildi. Bu sonuç bile sömürgecilere ne kadar maşalık edilirse edilsin bir gün gelip iplerinin çekileceği gerçeğini görmelerini sağlamadı.

 

Saddam idam edildi, Irak’ta bir Kürt devleti kuruldu. Yetmedi, Libya’da emperyalistlere zaman zaman kafa tutma cesaretini gösteren Kaddafi de Saddam’ın akıbetinden kurtulamadı. Bölge ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirme vaadiyle uygulamaya konulan BOP’un da bir kandırmaca olduğu kısa zamanda görüldü. Mısır’da seçimle iş başına gelen Mursi, ABD destekli bir darbe ile düşürüldü ve hapse atıldı. Bunlar da yetmedi, Suriye karıştırıldı. Bugün gelinen noktada nasıl Suudi Arabistan, Kuveyt ve Irak petrollerine sömürgeciler tarafından el konulmuş ise şimdi de Suriye’de ikinci bir Kürt devleti kurulması yönünde adımlar atılıyor ve Suriye petrolleri de özellikle ABD ve koalisyon ortakları ile yerli maşaları tarafından paylaşılmış durumda. Görünen o ki, bunca paylaşım gözlerini doyurmamış, şimdi de gündeme Katar getirildi. Katar ablukası ile bir yandan bu ülkenin zenginlikleri kontrol altına alınmaya, Katar’ın sahip olduğu paranın ABD bankalarına nakline çalışılırken, öbür yandan da Hamas ve İhvan boğulmaya çalışılıyor. Bu manzara karşınsa “Derdim çoktur, hangisini yazayım” demekten başka ne söylenebilir?

milligazete

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
"Jam News" için tüm hakları saklıdır