ÇOK İZLENENLER
ÇOK YORUMLANANLAR
SON HABERLER
 
 
kod: 281154
نظرات: 351 بازدید
Tarih: 24 Aralık 2016 Cumartesi
Atasoy Müftüoğlu
Hizipçi Hiçlikler
Ekonomik, ideolojik, politik özçıkar kaygılarının, ihtiraslarının neden olduğu, uzaktan yönetilen vekalet savaşları...
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Ekonomik, ideolojik, politik özçıkar kaygılarının, ihtiraslarının neden olduğu, uzaktan yönetilen vekalet savaşları, evrensellik iddiasında bulunan bütün modern değerlerin, kavram ve kurumların içi boş propaganda klişelerinden ibaret bulunduğunu, tartışılmaz bir biçimde ortaya koymuştur. İdeoloji, ırk, milliyet, etnisite, ülke kökeni ve mezhep aidiyetleriyle sınırlı düşünceler; bugün, bütün dünyada yaşandığı üzere, insanları bu tür aidiyetlerden çok daha değerli olan insanlık değerlerine yabancılaştırıyor. Bu tür aidiyetleri dokunulmaz kılan her yaklaşım, insanların birbirlerini anlamaları ve birbirlerini düşünmeleri için gerekli olan bütün niteliklerden uzaklaştırıyor. Bu niteliklerden uzaklaşan bir toplumda, dünyada ve kültürde, gerçekler değersiz hale getirilirken, propaganda çok değerli hale getirilebiliyor. 

 

Her tür fanatizm; etnik fanatizm, ideolojik fanatizm, mezhepçi fanatizm insanları alçaltıyor, insanlığı yok ediyor. Yoğun bir biçimde propagandaya, hamasete ve popülizme yönelen toplumlarda, her geçen gün nitelikler azalıyor. İçerisinde yaşadığımız dönemde, karşı karşıya bulunduğumuz olaylar, toplumlarımızın kültürel seviyelerinin ölçüsüz bir biçimde büyük bir dönüş içerisinde olduğunu gösteriyor. Karşı karşıya bulunduğumuz travmatik olaylarla ilgili olarak hemen pragmatizme başvuruyor olmamız, ahlaki alandan çekildiğimizi gösterir. Bu durum, aynı zamanda İslami ifade biçimlerinden de çok uzakta olduğumuza işaret eder.

 

Tahakküm üreten hegomonik sömürgeci söylem  sebebiyle, zayıflar/sessizleştirilenler/mazlumlar/mağdurlar/madunlar, özellikle de Müslüman topluluklar, bilgi üretme yeteneği kazanamıyor, bilgi üretme mücadelesi veremiyor. İslam ve Müslümanlar hakkında oluşturulan uluslararası ideolojik perspektifi ve algıyı değiştirememek, düzeltememek gibi kronik bir sorunumuz var. Bu sorun, toplumlarımızın entelektüel/kültürel seviyesi ile de yakından ilgilidir. Kolonyalist dünyanın, başka insanların, toplumların, halkların hayatları pahasına sürdürdükleri radikal kötülükler karşısında Müslüman toplumların etkili ve kalıcı bir stratejiye sahip olamamaları, geleneğin/statükonun/resmi yapıların dışında kendilerini evrensel anlamda ifade edememeleri, kamusan düşünürlere, filozoflara, bilgelere sahip olamamaları, hizipçi hiçliklerle malûl hizip adamları yetiştirmeye önem vermeleri, ölümcül yanılsamalara ve aldanışlara neden oluyor.

 

Hizipçi hiçlikler her zaman dışlama içeren bir dil kullanırlar. Hizipçi varoluşlar, istatistiksel ve nicel varoluşları temsil eder. Bu çevreler, kendi kendilerinin ürettikleri kurgulara mahkum olurlar, toplumlarımızın yapısal/nitel değişimine öncülüğk edebilecek nitelikli kadroların söz sahibi olmasına fırsat vermezler. Hizipçi hiçlikler hiçbir zaman bir sorgulama yapmayı düşünmezler. Sorgulama yapmayı düşünmeyen yapılar, topluluklar, kültürler farkedilmesi gereken hayati sorunları farkedemezler. Hizipçi hiçlikler; kolektif bilince, kolektif sorumluluğa, eylem ve etkinliğe yabancıdır. Hizipçi hiçlikler tek bağlama dayalı bir dil kullanırlar.

 

Günümüzde, toplumlarımızda; düşünce dünyamızı ve zihin dünyamızı modern seküler kavram ve kurumlar, modeller, tarzlar ve pratikler belirlemeye devam ediyor. Bu durum zihinsel/düşünsel bir yıkımla karşı karşıya bulunduğumuzu gösterir. Toplumlarımızın bir bütünlük içerisinde bu yıkımı durdurması gerekirken, ucuz holiganlıklarla, ucuz bencilliklerle meşgul olmaları kabul edilebilir bir durum değildir. Maddi yıkımları onarmak ve yenilemek, düşünsel/zihinsel yıkımları onarmak ve yenilememekten çok daha kolaydır. Düşünsel/zihinsel yıkımları onarmaksızın, yenilemeksizin, hiçbir şekilde özgürlükten, bağımsızlıktan söz edilemez. Modern Batı-Avrupa kültürü, emperyalist bir mantık üzerinde temellendirilmiştir. Bu mantık, kuşkusuz patolojik/faşist bir mantıktır. Patolojik bir mantık olduğu için de, kendi ürettiği kolonyalist-sömürgeci şiddete kendisi 'meşruiyet' kazandırıyor. Bu 'meşruiyet'e dayanarak sömürgeciler, İslami bütünü parçalara ayırarak, İslami bütüne çok ağır bir darbe vurmuş oldular. Parçalanmış bir bünyenin doğru-isabetli-tutarlı-etkili kararlar alması beklenemez. Nitekim bugün bu tür kararlar alınamıyor. Geleneği ve otoriteyi mutlaklaştırarak, tâbi ve itaatkar toplumlar oluşturan bir zihniyet, bu zaafı sebebiyle ciddi bir meydan okumaya cevap veremiyor.

 

Toplumlarımızda bilinç kıyımları, ahlaki kıyımlar, hizipçi hiçliklerle daha çok derinleşiyor. Hangi gerekçeyle olursa olsun, bütünleştirici yaklaşımları terk ettiğimizde, olayları bir bütünlük içerisinde görme ahlakını, yeteneğini kaybettiğimizde, hizipçi yapıları, geleneklere, bağnazlıklara güç kazandırmış oluruz. Tarihi bir perspektife sahip olamamak, insanları kolaylıkla propaganda ürünü insanlar haline getirir. Propaganda ürünü insanlar, gerçeklere farklı bir açıdan yaklaşanlara düşman nazarıyla bakarlar, yeni bir analiz, yeni bir anlatım bunları dehşete düşürür. Propaganda ürünü insanlar gibi, propaganda ürünü 'İslamcılar' da ahlaki bir kıyıma, bir bilinç kıyımına maruz kaldıklarından, manipüle edilmiş bilgiler yoluyla oluşturulmuş parçalı bakış açılarıyla değerlendirmeler yapar, farklı bir varoluş biçiminin, farklı bir dilin konuşmasına izin vermezler. Bu çevreler; ülkelerinde, aziz İslam'ın, ulus-devlet çıkarı, beklentileri, talepleri doğrultusunda nasıl araçsallaştırıldığını, İslamın nasıl millileştirildiğini, nasıl devletleştirildiğini asla sorun haline getirmez, böyle bir sorun yaşanmıyormuş gibi hayatlarını sürdürürler. 

islamianaliz

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
"Jam News" için tüm hakları saklıdır