SON HABERLER
 
 
kod: 273544
نظرات: 486 بازدید
Tarih: 5 Ağustos 2015 Çarsamba
Levent Gültekin
‘İslam kardeşliği’ diyenler, kimin kardeşi?
Kimileri “Kürt sorunu ancak İslam kardeşliğiyle çözülür” diyor. Onlara göre Kürtler Müslümanlığa sarılırsa hiçbir sorunumuz kalmayacak.
0 0 View 0 نظر
[+] metin Boyutu [-]

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan PKK’yı kastederek şöyle dedi: “Ülkemizde ateistleri destekleyenler var.” “OnlarZerdüşt, ateist, dinsiz” diyerek Müslümanlık ortak paydasını öne çıkarmayı deniyorlar. Fakat ‘kardeşlik‘ vurgusunu bile ötekileştirme üzerinden yapıyorlar.

Peki ‘İslam kardeşliği‘ sahiden var mı, yürürlükte mi? Birileri, birilerini İslam dolayısıyla gerçekten kardeş olarak görüyor mu? ‘İslam kardeşliği‘ siyasi ve toplumsal sorunlarımızın çözümünde hâlâ bir umut olabilir mi?

Ortadoğu kan gölüne dönmüş. Devletler çatışıyor. Mezhepler çatışıyor. Aynı mezhepten, fakat İslam’ı farklı yorumlayan örgütler çatışıyor. Cemaatler çatışıyor. Farklı siyasi çizgideki iki Müslüman yolda karşılaşsa birbirine selam bile vermiyor.

Hal böyleyken hâlâ niçin İslam kardeşliğinden bahsediyorlar? Niçin ‘İslam kardeşliği‘ ifadesindeki sıcaklığa bel bağlıyorlar? Hakiki, köklü, net çözüm üretemedikleri için, zaman kazanıyorlar. Dinî söylem ve imajla elde ettikleri gücü, aynı yöntemle koruyabileceklerini düşünüyorlar…

Hangi İslam’dan, hangi Müslüman’dan bahsediyorsunuz?

İyi de, ‘İslam kardeşliği‘ sözünü, yıllardır İslam’ı, toplumda ayrımcılığın kaynağı yapan siyasetin mensupları söylüyor. Müslümanlığını beğenmediği kimselere ‘vatan hanini‘ muamelesi çeken insanlar söylüyor. Kendisi gibi düşünmeyen Müslüman’a, bırak kardeş gibi davranmayı insan gibi davranmayı bile beceremeyen İslamcılar söylüyor. Siz ne diyorsunuz Allah aşkına? Hangi İslam’dan, hangi Müslüman’dan bahsediyorsunuz? Binlerce çeşit İslam, milyonlarca farklı Müslüman var.

Karaman’ın İslamı mı, IŞİD’in mi?

Hangisininkini doğru kabul edeceğiz? “Yolsuzluk hırsızlık değil”diyen Hayrettin Karaman’ın İslam’ını mı? Yoksa “Suriye’deki sivilleri öldürebilirsiniz” diyen Dünya Alimler Birliği Başkan Yardımcısı Yusuf El Karadavi’nin İslam’ını mı? Yoksa yakmayı, kafa kesmeyi, vahşiliği din sanan IŞİD’in İslam’ını mı? Veyahut kafayı kadına takmış pespaye tarikatların Müslümanlığını mı? Yoksa iktidarda kalmak için hırsızlığı, yolsuzluğu, adam kayırmayı, çocuk öldürmeyi mubah görüp, ülkeyi ateşe vermeyi göze alan AK Parti İslamcılarının Müslümanlığını mı? Hangisini?

Sizin bu ülkeye, bu topluma yaptıklarınızın hangisi bırakın kardeşliği, insanlığa sığıyor ki? Söyleyin!  Hangisinin yorumunu kabul edip kardeşlik bağı kuracaksınız?

İslam insana bir kardeşlik ahlakı, terbiyesi veriyorsa, size niye vermedi? İslam kardeşliği harika bir şeyse niye Ortadoğu’da birbirini boğazlayan bu insanları, yaptıklarından alıkoymuyor? Müslüman olup da huzurlu olan tek ülke, şehir var mı? Bunu niye düşünmüyorsunuz? Düşününce boşluğa düşüp başınıza iş alacaksınız değil mi?

Elimizde parça parça olmuş, işlevini yitirmiş bir İslam var

Müslümanlar önce İslam’ı mahvetti. Sonra, o İslam bütün İslam dünyasını mahvetti. Hâlâ kalkmış utanmadan topluma bunun bir kurtuluş olduğunu söylüyorsunuz. Elimizde parça parça olmuş, işlevini yitirmiş bir İslam var.

Bir düşünün bakalım, bu İslam’ın Müslümanlara kattığı bir tek değer var mı? Daha güzel bir ahlak mı verdi? Daha zeki ve çalışkan mı yaptı? Daha zarafet ve nezaket sahibi mi yaptı? Yüksek bir şahsiyet kazanmalarına vesile mi oldu? Teknolojide, bilimde, sanatta dünyaya parmak ısırtacak işler çıkarmalarına kaynaklık mı etti? Bırakın farklı dinden olanlara, kendi dininden olanlara insan gibi davranmayı mı öğretti? Söyleyin, günümüz İslam anlayışı ne kattı bu toplumlara?

Kattığı tek bir artı değer söyleyin de biz de İslam kardeşliği denen bu ütopik şemsiye altında toplanmaya çalışalım.

Çözüm insanlığın esas olduğu bir anlayış

Peki nedir çözüm? Nasıl çıkacağız bu vahşi ortamdan? Eşitlikle. Özgürlükle. Adaletle. Yüksek demokrasiyle. Kimsenin kendini kimseden üstün görmediği, herkesin eşit olduğu yepyeni bir Türkiye’yle. Dinin, etnik kökenin, ideolojinin değil, insanlığın esas olduğu bir anlayışla. Kavgayı değil, konuşmayı benimseyen; farklılığı sorun değil zenginlik gören ve ortak noktaları ön plana alan bir zihin yapısıyla. Başka yolumuz yok.

Dünya, bizim bugün yaşadığımız çatışmaları, vahşilikleri 200 yıl önce geride bıraktı.  Din savaşları verdi. Etnik köken savaşlarına tutuştu. Hepsinin sonu hüsranla ve felaketle bitti. Artık yeni dünyada geçer kural: Eşitlik, özgürlük ve adalet. Bugünün dünyasında, siyaset = demokrasi. Herkesin istediğine inandığı, istediği gibi yaşadığı bir dünya var artık. Ya bunu anlar ve kabul edersiniz, ya da bıkana kadar, ölene kadar birbirinizi boğazlamaya devam edersiniz.

Mağara devrinden kalma iki zihniyet çocuklarımızı kurban ediyor

Tüm bu olup biten bize sadece din kardeşliğinin değil, etnik köken kardeşliğinin de işlevsiz olduğunu gösterdi. Bize etnik köken birlikteliğinin vazgeçilmez bir şey olduğunu söylüyorlar. Bunun için birbirlerini gırtlaklıyorlar. Söyler misiniz Allah aşkına aynı etnik kökenden olmanın ne artısı var? Ne katıyor insanlara? Nasıl bir kazanç sağlıyor? Daha mı çalışkan yapıyor? Daha mı insan yapıyor? Daha mı merhametli, vicdanlı, onurlu yapıyor?

Diyeceğim o ki: Sadece etnik savaş uğruna çocuklarımızı öldüren PKK değil, her meseleyi dinle çözmeye çalışan AK Partili İslamcılar da ne yazık ki mağara devrinde yaşıyor. Mağara devrinden kalma iki zihniyet bu akıl dışı, çağdışı savaşta çocuklarımızı kurban ediyor.

PKK’ya bir çift söz

Yazımın sonunda PKK’ya da bir çift sözüm var: Yıllardır bu ülkeye karşı silah kullanıyorsun. Her ağzını açtığında devletin kurduğu tuzaklardan, kirli hesaplardan bahsediyorsun. Fakat nasıl oluyorsa her seferinde ‘o tuzaklara‘ düşmekten kendini alamıyorsun. İktidarın bir çatışma istediği gün gibi ortadaydı. Bunu bile bile bölgede tuzağa zemin hazırladın. Göz göre göre ‘o tuzağa‘ düştün. Barış süreciyle elde edilmiş bunca kazanımı bir çırpıda harcadın. İşlediğin bu insanlık dışı cinayetler ne sana ne de topluma yaradı, sadece o çok şikayetçi olduğun iktidara yaradı. Asker öldürüyorsun, polis öldürüyorsun. Gariban insanların araçlarını yakıyorsun.

Bu devletin vicdanı da yok, merhameti de

Sanıyorsun ki devlet bunlara üzülüp geri adım atacak. Bu devletin vicdanı da yok, merhameti de. Hiç olmadı. Çocuklarımızın ölümü onların canını yakmaz. Böyle yaparak yalnızca toplumun canını yakıyorsun. Bu ülkenin insanlarıyla konuşabilecek, onları yanına çağıracak yüzün kaldı mı? Meşru, demokratik, insani, sivil siyaset yoluyla hak aramayı, memlekete fayda sunmayı niçin reddediyorsunuz?

Lütfen günümüze gelin

Şunu bilmelisiniz: Bir etnik mücadele vermek artık mağara devrinde kaldı. Hele bu mücadeleyi silahla yürütmek, tarifsiz bir gericiliktir. Lütfen günümüze gelin. Demokratik hak ve özgürlük mücadelesini silahla değil, konuşarak, barışçı yollarla vermeyi öğrenin. Çünkü konuşarak sorun çözmek insana mahsus bir özelliktir.

 

Anahtar Kelimeler
İLGİLİ HABERLER
YORUMLAR

Name:
Email:
Comments:
YORUM GÖNDER
İSİM:
E-posta:
YORUMLAR:
GÖNDER
"Jam News" için tüm hakları saklıdır