Kendimizi kandırmayalım: Türkiye de hedefte
Gündem: Suudi Arabistan merkezli gelişmeler. Çokça soruluyor: Savaş mı çıkacak? Büyük resme bakalım.

Önce birinci çember.

Afganistan: 34 milyon nüfus.

1979’dan beri savaşta.

***

Irak: 37 milyon.

1980’den beri savaşta.

***

Suriye: 18 milyon (2009).

2011’den beri savaşta.

***

Libya: 6,5 milyon (2011).

2011’den beri savaşta.

***

Yemen: 26 milyon.

2015’ten beri savaşta.

***

Yani: Hepsi Müslüman coğrafyada 5 ülke...

Yaklaşık 120 milyon insan... Onlar için savaş:

Konuşulan bir ihtimal... TV haberi değil.

Yaşadığı bir yıkımdır bugün.

***

Savaşta ikinci çembere bakalım.

Türkiye: 80 milyon.

İran: 80 milyon.

Suudi Arabistan: 32 milyon.

İsrail: 8,5 milyon.

Lübnan: 5 milyon.

Filistin: 4,5 milyon.

Körfez emirliklerini hiç saymıyorum.

Yaklaşık 210 milyon insan.

Bir biçimde... Derece derece... Dönem dönem...

Savaş dalgasının içindeler.

***

Sonuç: Savaşı zaten yaşıyoruz.

Fakat vekaleten. Vekiller birbiriyle savaşıyor.

“Asıl” oyuncular geride: ABD, İran, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan.

***

Şimdi “asıl”lar sahaya inmeye başladı.

ABD: Irak’ta, Suriye’de.

Türkiye: Suriye’de, Irak’ta.

Suudi Arabistan: Yemen’de.

Suriye ve Irak zaten savaş sahası.

Fakat: “Asıl”lar hâlâ birbirleriyle değil... Karşı tarafın vekilleriyle savaşıyorlar.

***

Ortada bir kriz var.

Krizin sebebi: Bölgemizin kaderinin nasıl çizileceği.

ABD: Bölmek istiyor.

Amacı: Bölgedeki nüfuz alanlarını kaybetmemek.

Yöntem: Bölerek bölgede tutunmak.

***

Bölgemiz ise direniyor.

Herkes farkında: İlk raundu ABD cephesi kaybetti.

Bu yüzden “asıl”ların savaşını konuşuyoruz.

***

ABD için iki yol var.

Ya çılgınlık yapmaz: Bölgeye saygılı uzlaşmaya razı olur.

Sonuç: Kendi çıkarlarını kısmen koruyabilir.

Ya da “asıl”lar savaşına yeltenir: Ağır yenilgi alır.

Kaçınılmaz sonuç: Bölgedeki bütün alanlarında çöker.

***

ABD tereddütte.

Reklamdan sonra devam ediyor

Kendi içindeki kavganın sebebi de bu.

Öncelikle: Eskisi gibi tek süper devlet değil.

Dünya artık çok kutuplu.

Artı: Müttefiklerini kaybetti.

Yanında kalanlara bakalım: İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Cumhuriyeti, PKK/PYD, Barzaniler.

Hepsi ABD’nin eline bakıyor. Hiçbirinin geleceği yok.

***

Bu yüzden: ABD, “asıl”larla savaşı göze alamıyor.

Kaybedeceğinin farkında.

Aksi takdirde: Çoktan işgal harekâtını başlatırdı.

2001’de Afganistan’da... 2003’te Irak’ta yaptığı gibi.

***

Suudi Arabistan...

İran’la, Hizbullah’la savaşmaktan söz ediyorlar.

Önce Riyad’dan başlayalım.

Katı gerçek şudur: Suudi Arabistan gerçek devlet değildir.

Sistem: Petro-dolarların paylaşımına dayalı bir büyük şirkettir. 12 kabileli.

***

Bakmayın on milyarlarca dolar silah almalarına.

Suudilerin ölme yeteneği olan... Milli bir ordusu yok.

“Ordu”sunun görevi belli: “Vatan”ı değil, petrol saltanatını korumak.

Sonuç: ABD ve İsrail sahaya inmezse... Suudiler savaşı göze alamaz.

***

Devam edelim. Ve söylenenlere bakalım.

Görünüşte: Amerikan cephesinin savaşta öncelikli hedefi İran.

İlan ettikleri amaç: “İran’ı geri püskürtmek”...

***

Gerçekte ise hedefleri daha büyük.

Genel amaçları: Bütün bölgeyi parsellemek.

Pek saklamıyorlar.

Çizdikleri çerçeve: Siyasi sınırlarla demografiyi birbirine uydurmak.

Yani: Ülkeleri etnik ve mezhebi temelde bölmek.

***

Birileri kendini ve milleti kandırmasın.

ABD cephesinin öncelikli hedefi İran’la sınırlı değil.

Hiç unutmayalım.

Hedef tahtasının merkezinde iki ülke var: Türkiye ve İran.

Önce tek tek... Şimdi birlikte... Parselasyonu durdurdular.

Sonuç: ABD, tarih ve devlet birikimi güçlü iki ülkeyi aşamıyor.

Özel hedef seçilmelerinin nedeni de bu.

***

En büyük delil sahada. Oraya bakalım.

Türkiye, ABD’ye 3 yıldır soruyor: Senin müttefikin kim? Ben mi, PKK/PYD mi?

Başkanlar değişti. Cevap aynı kaldı. ABD, PKK’yı tercih etti hep.

***

Başbakan Binali Yıldırım’ın son ziyareti...

ABD Başkan Yardımcısı’yla masaya oturdu.

Washington’un PKK/PYD’yi kullanmasını gündeme getirdi.

Dedi ki: “DEAŞ gitti, artık o ortaklığı bozun...”

Mike Pence, Yıldırım’ı reddetti: “Ortaklığımız biraz daha devam edecek” (9.11.2017).

***

Sonuç niyetine:

Soru 1: ABD, PKK’dan neden vazgeçmiyor?

Türkiye zayıf, PKK güçlü olduğu için mi?

Cevap: Elbette hayır.

Mesele şu: ABD, Türkiye’yi bölmeye çalışıyor.

Araç olarak da PKK’yı kullanıyor.

***

Soru 2: Türkiye’yi bölmek, geleceğe ait bir proje mi?

Cevap: Hayır. Bugün yürüttüğü bir operasyon.

***

ABD, gerçekten sadece İran’ı hedef seçseydi... Her şey farklı olurdu.

Türkiye’yi yanına çekmeye çalışırdı öncelikle.

Yapması gereken de belliydi: PKK’dan vazgeçmek.

Oysa Washington tam tersini yapıyor: PKK’yı değil, Türkiye’yi gözden çıkarıyor.

Son söz: Türkiye’ye düşen gereğini yapmaktır.

aydınlık

کد خبر: 285772
تاریخ مخابره : ۱۳۹۶/۸/۲۰ - ۱۳:۰۳
چاپ خبر

جام نیوز
اخبار رسانه های برون مرزی